Sayıların Arasından İnsana Dokunmak: Kişisel Bir Yolculuk, Ortak Bir Kültür
Bazı yolculuklar dışarıdan bakıldığında bir kariyer değişimi gibi görünür. Oysa içeriden yaşandığında, insanın dünyayı algılama biçiminin yavaş yavaş yer değiştirmesidir.
Benim yolculuğum sayılarla başladı. Planlama, tablolar, terminler, hedefler… Uzun yıllar işimi bu disiplinle yaptım. Hâlâ hatırlarım, bir dönem üretim planlarında en küçük sapmayı bile kişisel bir başarısızlık gibi görürdüm. Plan tutmuyorsa, mutlaka bir yerde “hesap hatası” olmalıydı.
Zamanla yaptığım iş beni ister istemez daha teknik bir bakış açısına götürdü. Her şeyin bir nedeni, bir sonucu ve mümkünse ölçülebilir bir açıklaması olmalıydı. Bu disiplin bana güçlü bir sistem kurma alışkanlığı kazandırdı. Ama bir süre sonra fark ettim ki aynı plan farklı insanlarla bambaşka sonuçlar doğuruyordu.
Bir gün, teknik olarak kusursuz hazırlanmış bir planın sahada neden işlemediğini sorgularken üretimde çalışan bir arkadaşımın söylediği basit bir cümle zihnime yerleşti:
“Plan doğru ama biz bugün iyi değiliz.”
O an ilk kez şunu düşündüm: Belki de sorun planda değil, insanın halindeydi. Bu tür küçük anlar çoğaldıkça sayılara hâkim olan zihnim bir şeyi daha net görmeye başladı: İnsan işini sadece aklıyla yapmıyordu. Duygular, yükler, görünmeyen endişeler de üretimin içindeydi.
Planlar aynı kalabiliyordu, ama insanlar aynı kalmıyordu. Aynı koşullar altında çalışan ekipler farklı tepkiler veriyor, bazıları zorlanırken bazıları çok daha hızlı toparlanabiliyordu. İşte o noktada planın arkasındaki insanı görmeden yapılan hiçbir sistemin gerçekten sürdürülebilir olmadığını fark etmeye başladım.
Tam da bu farkındalıkları yaşarken hayatıma ThetaHealing girdi.
Başta bunu daha çok kişisel bir merak olarak görmüştüm. Bir eğitime katıldım, sonra bir diğerine… Ama çok kısa sürede fark ettim ki bu çalışmalar bana başkalarından önce kendimi anlatıyordu. Kontrol etmeye, çözmeye ve düzeltmeye alışmış bir zihnin altında hangi inançların çalıştığını görmek sarsıcıydı. Bir seansta, yıllardır “sorumluluk almazsam her şey dağılır” inancıyla yaşadığımı fark ettiğim anı hâlâ net hatırlıyorum. O günden sonra iş hayatındaki reflekslerimi başka bir yerden izlemeye başladım.
Bugün aktif bir ThetaHealing uygulayıcısıyım. Ama benim için asıl kırılma, bu yöntemin bana şunu göstermesi oldu: İnsan işteki tavrını çoğu zaman çocukluğundan taşıdığı cümlelerle kuruyor. Bu farkındalık, iş yerindeki gözlemlerimi de derinleştirdi. Aynı baskı altında kalan insanların neden farklı tepkiler verdiğini, bazı ekiplerin neden daha çabuk toparlandığını artık başka bir yerden okuyabiliyordum. ThetaHealing ile başlayan bu içsel yolculuk, beni bir süre sonra koçluğa taşıdı. Koçluk benim için bambaşka bir yön değil, zaten içimde açılmış olan alanın iş hayatındaki karşılığı oldu.
Koçluk eğitimleri sırasında şunu sık sık düşündüm: Ben yıllarca insanlara plan anlattım. Ne yapmamız gerektiğini, hızlı şekilde en verimli sonuca ulaşmak için hangi yolu izleyeceğimizi gösterdim. Şimdi ise onları dinliyorum. Ve dinledikçe şunu fark ettim: İnsan gerçekten duyulduğunu hissettiğinde planlara direnç göstermiyor. Aksine, sahipleniyor.
Bu kişisel dönüşümü yaşarken çalıştığım fabrikanın kültürüyle kurduğum bağ da çok daha görünür hale geldi. Çünkü burası, “Önce İnsan”ı sadece söyleyen değil, zamanında bunun bedelini ödemeyi göze almış bir kültürden geliyor.
Şükrü Şankaya ile ilgili anlatılan küçük hikâyeler vardır. Zor bir dönemde üretim rakamlarından önce insanların durumunun konuşulduğu; bir çalışanın ailevi bir sorun yaşadığında “önce çözülmesi gereken işin üretim değil insan olduğu” anlar… Bu hikâyeler yıllar önce yaşanmış bir efsane gibi değil de günlük bir refleks gibi anlatılır.
Kalabalık bir gruba liderlik eden bir yöneticiye ekiptekilerin gündelik hayatlarındaki sorunlarını dinlerken sıkılıp sıkılmadığını sormuştum bir gün. O gün üst üste o kadar çok kişi gelmişti ki odasına, sıkıldığını düşünmüştüm. Yanıtından çok etkilenmiştim:
“İnsan iyi değilse iş zaten iyi olmaz.”
Benim kişisel yolculuğumla bu kültürün kesiştiği yer tam olarak burası oldu. Çünkü artık çok daha net görüyorum:
İnsanı anlamadan sistemi yönetmek mümkün değil.
Bugün hâlâ veriye inanıyorum. Planlama benim mesleki omurgam. Disipline, sisteme ve ölçülebilirliğe… Ama artık biliyorum ki en iyi planlar bile insanın iç dünyasına temas etmeden hayata geçmiyor. Ve belki de bu yüzden, benim sayılardan başlayıp insana doğru genişleyen yolculuğum, bu fabrikanın kırk yılı aşan “Önce İnsan” felsefesiyle bu kadar doğal örtüşüyor.
Bazı yollar tesadüf gibi görünür.
Ama içeriden bakıldığında hep aynı yere çıkar:
İnsanı merkeze alan bir bakışa.
Neslihan Önuçan
Yeşim Grup Üretim Planlama Yöneticisi